Musa Eroğlu. Hayatı.


  Musa Eroğlu’nun halk müziğimize sırf türkü söyleyerek değil, yaptığı besteleriyle, yorumlarıyla, derlemeleriyle, halk bilimi araştırmalarıyla, eşsiz bağlama yorumu, özgün sesiyle büyük katkıları olmuştur. Albümlerinin stüdyo kayıtlarını yaparken, benimde sık sık stüdyoda bulunmam ve kendisini yakından tanıma imkanım olması da benim için bir onur oldu. Kendisine sağlıklar diliyorum.                                                                     CELÂL YILMAZ.

                                           ----------------------------------------------------

     Musa Eroğlu, 1946 yılında İçel'in Mut ilçesine bağlı Kumaçukuru köyünde doğdu. 3’ü erkek 4’ü kız olmak üzere 7 kardeşin ikinci büyüğüdür. Babasının adı da Musa Eroğlu’dur. Ortaöğrenimini Mut'ta tamamladı. Küçük yaşlarda, kendi deyimi ile  davar güderek ailesine katkıda bulunuyordu. Pazartesi günleri davar güdüyordu ve iki gün çalıştığında, on kuruş para alıyordu. Ortaokulda öğretmenleri yöresel unsurlara, folklora, oyunlara çok önem veriyordu. Ortaokuldayken bir müsamerede ona  "Karacaoğlan"ı oynatmışlardı. Bu dönemi şöyle açıklıyor ozan;

    “Bağlama çalıyordum. Saz çalma babadan-dededen kalma gelenekti aslında. Bunu öğrenmek adeta zorunluluktu. Esasında bizim köyün dışında, Mut'tun diğer köylerinde saz çalmak-türkü söylemek pek yoktu. Yörede "Karacaoğlan"la ilgili geleneği, şenliği sürdüren bir köydü bizimkisi. Çevrede davul-zurna dışında müzikal pek bir renklilik yoktu. O yüzden bizim köy biraz da dışlanmıştı çevre köylerce. O Karacaoğlan şenliğindeki rolüm beni çok etkiledi, ve böyle sürüp gitti. Sürekli çalışarak, kendimi geliştirerek sanatımı bugünlere getirdim. Bu sanat ve her sanat için bir ömür yetmez aslında. Bir altyapı zaruri, okul zaruri tabii. Eğitim temel zaruriyet. Mut'ta bir folklor gurubu oluşturuldu. Ben orada görev aldım. O Karacaoğlan oyunu, beni peşinden sürükledi ve, hep o oyunun peşinden gittim”.
    Musa Eroğlu Türk Halk Müziği’nin genç kuşaklara sevdirilmesi ve geniş kitlelere ulaşması için büyük çabalar içinde oldu. Her yıl belli bir yörenin müziğini, folklorik boyutu ile bütünleştirerek araştırarak ortaya çıkardı. Böylece Türk Halk Müziği’ni dünden bu güne taşıyan yöresel ezgileri, evrensel müziğin formları içinde günümüz insanına ulaştırırken, ulusal kültüründe devamlılığına katkıda bulundu. Günümüze kadar Karacaoğlan üzerine yapılmış en kapsamlı araştırmayı gerçekleştirerek, Halk Bilimi araştırmalarında önemli bir sayfa açtı. Büyük halk ozanı Karacaoğlan’ın pek çok eserini ortaya çıkaran ve bunları özgün sesiyle saza döken Eroğlu, bu yönü ile “Günümüzün Karacaoğlan”ı olarak nitelendirilmektedir. Anadolu'nun birçok köyünü gezdi. Sadece Çorum'da 340 köy gezdiğini söyler. Anadolu'da yaşamların, inançların, yüzde doksanının ortak olduğunu gördü.. Devamını yine Musa Eroğlu’dan dinleyelim;

     “Halkımızın gelenek ve görenekleri ortak. Yani ortak bir kültürleri var. Anadolu'daki kültür zamanla bir mozaiğe dönüşmüş. Biz kendi gelenek ve göreneklerimizi "şehirli kalıbı" içine oturtmaya çalışmışız. Şehirle özdeşleştirmeye çalışmışız. Halbuki, çok uzunca bir evrim bu. Belki göçebe yaşamı şehirli için garip gelebilir; ama şehirlinin büyük kısmı huzursuzdur yaşamından. Kırsal alandan şehre göçte,yozlaşma yaşanmış. Alt yapıya uyum yok. Sorunlar çok. Dil mesela, hiçbir zaman köydeki, ovadaki, yayladaki insan şehirdekiler gibi konuşamaz. Konuşması da beklenemez. Benim için bile bu böyledir. Şehir bambaşka, şehircilik bambaşka bir şeydir. Bu taşınmayla gelen insanlar, korunmuyor. Kültürel öğeler budanmaya başladığı zaman, o güzel türkülerle yoğrulan insanların ileriye doğru bakışları da törpülenmektedir. Bu yüzden boşluktadır. Köyde doğmuş büyümüş biri olarak, her sene köyümü ziyaret ederim. Bu bir hasrettir. Bunu hiç ihmal etmedim. Şimdi köyle şehir, şehirli ve köy kökenliler arasında bir kopukluk var. Keşke bu kopukluk giderilebilse. Böyle bir toplumda müzikte, gelenekte, türküde törpülenir.”
      Musa Eroğlu Halk  Müziği hakkında da şunları söylemektedir;

     “Anadolu'daki müzik formu incelenirse, Ege Bölgesi'nde geniş bir müzik formu olduğu görürüz. Mesela o zeybeklerdeki incelikler, etimolojik yapıdaki güzellik, estetik ne kadar hoş. Sözler çok az, müzik daha fazla. İç Anadolu'da sözler daha fazla, müzik daha az. Ege ve Karadeniz: Ege'de müzikli renklilik, çeşitlilik var. Bunu çalıyor. Daha evvel ne yapıyor? Boğaz havası dediğimiz bir şey var. İlk önce havasıyla yüksek perdeden ihtiyaçlarını seslendiriyor. Bu ihtiyaç, bir alt yapıdan doğuyor. 30-40 bin kişilik konserler yapılıyordu Ege'de. Müziklerin bu kadar çeşitli olmasının Grek Kültürü'yle mutlaka bir ilgisi var. Rodos'tan, Girit'ten derlenen türkülere baktığımız zaman, sadece sözleri farklı. Yunanca söylüyor, biz burada onun Türkçesi'ni söylüyoruz. Bu müzik, bu halkın alt yapısının rafineliğinin yansımasıdır. Doğu Anadolu'da ise, halk iki veya üç dört sesten oluşuyor melodilerini. İç Anadolu'da da daha az. Karadeniz'de geçmişteki Pontusların torunları vardır. Ama bir kemençenin çalımı, hiç de küçümsenecek bir şey değil. Tüm Anadolu'nun incelenmesi gerekiyor yani teker teker.”

    Büyük halk ozanları ve kahramanları olan Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal, Köroğlu’nun eserlerinin yanı sıra, günümüz halk şairlerinin şiirlerini de besteleyip yorumlamaktadır. Bu eserlerden sözleri Abdürrahim Karakoç’a ait “Mihriban” ve sözleri Sümmani’ye ait “Ceylan Gözlerine” isimli besteleri, halk tarafından büyük ilgi gördü. Bu gün pek çok genç sanatçı,  Musa Eroğlu’nu ve tarzını örnek alarak, halk müziği çalışmalarına yön vermektedir. Bu yönüyle Musa Eroğlu, halk müziğinde bir ekoldür.

    Musa Eroğlu bu güne kadar yüzlerce derleme yaptı. 1965'teki iki tane 45'lik yaptı. 1979'de bir uzunçalar yaptı. Daha sonraki dönemleri de katarsak çok sayıda 45'likler yaptı. 15 tane kaset yaptı. Sanatçı arkadaşları ile "Muhabbet" adını verdikleri 8 kaset yaptı. Daha sonra Arif Sağ'la resital şeklinde bir kaset yapmıştı.

   Türk Halk Müziği’nin diğer ulusların müzikleriyle birlikte, evrensel boyutta temsil edilmesi için önemli çalışmalarda bulundu. UNESCO için bir çalışma yaptı. Ülkelerin halk müzikleri araştırmacı UNESCO'dan Henri le'Comte, sürekli gezilerle, incelemelerle müzik çalışmaları yapıyordu. Bütün Türki Cumhuriyetler'inde çalınan müzik araçlarının çoğunun CD'lerini yapmıştı. Ses kayıtlarını da kendisi yapan UNESCO araştırmacısı, Musa Eroğlu ile de  bağlantıya geçti ve onunla da  semahlardan oluşan bir CD çalışması yaptı.

       Fransa’da etnik müzikler üzerine çalışan özel bir kurum için “Anadolu Müzikleri” adlı bir CD hazırladı. Avrupa’dan Avustralya’ya, Türki Cumhuriyetlerden ABD’ye kadar dünyanın pek çok ülkesinde resitaller verdi.

  1980'li yıllardan itibaren müzik yönetmenliği yapmaktadır. Birçok müzisyenin yetişmesinde katkıları vardır. Anadolu kültürünün kaybolmaması amacıyla, semahlar ile ilgili, ticari amaçlı olmayan "Bin Yıllık Yürüyüş" isimli 90 dakikalık 2 CD  yaptı. Bu çalışmayı Anadolu kültürüne bir katkı olarak gördü

       1998 yılında kültür bakanlığınca Devlet Sanatçısı ünvanı verildi.

       Büyük usta Musa Eroğlu'nun halk müziğinde kaynak kişi, derlemeci ve besteci olarak eserlerinden bazıları şunlardır:
       Kaynaklık ettiği türkülerin bazıları:
Bir kere uğradım hakkın cemine, Bulut bulut üstüne, Ceviz arasında vardır evimiz, Geyinmiş kuşanmış yayladan gelir, Kullar olam seni doğuran anaya, Şu dağların yükseğine erseler, Şu yüce dağların karı eridi, Yatamadım gasavetten meraktan, Sarı yaylam yaylayamadım
       Derlediği türkülerin bazıları : 
Emirdağı birbirine ulalı, Dost bağının meyvaları erişti, Varın söylen İrfaniye. Kullar olam,. Sarı yaylam. Yatamadım kasavetten. Aman Ayşam.
       Bestelediği türkülerin bazıları :
Gönlümüze Yar Düşünce, Hey Erenler Pazarım Var, Mihriban, Telli turnam, Yol ver dağlar, Yolun sonu görüyor. Halil İbrahim. Telli Turnam.